aydın boysan

ankakusu
aydın boysan 17 haziran 1921’de istanbul’da doğdu. öğretmen nevreste hanım ile muhasebeci esat boysan’ın oğludur. 1939 yılında pertevniyal lisesi’ni, 1945’te güzel sanatlar akademisi’ni (mimar sinan üniversitesi’nin mimarlık bölümü’nü) bitirdi. mesleğini 1999’a kadar ara vermeden sürdürdü. türkiye mimarlar odası’nın kurucuları arasında yer aldı; yönetim kurulu üyesi, ilk genel sekreteri ve istanbul şube başkanı oldu. 1957-1972 yıllarında istanbul teknik üniversitesi’nde ders verdi. ulusal ve uluslararası mimarlık yarışmalarında ödüller kazandı. kendi kitaplarını basmak için bas yayınları’nı kurdu (1984-93). aralıksız olarak on yıl hürriyet ve üç yıl akşam gazetelerinde köşe yazıları yazdı.

yapıtları
mizah paldır güldür; yangın var; umut simit; yalan; oldu mu ya!; fısıltı; dostluk; aldanmak; söylesem bir türlü.
gezi dünyayı severek i, ii, iii; yollarda; uzaklardan.
roman yıl 2046 uzay anıları,
deneme-anı istanbul esintileri; leke bırakan gölgeler; yaşama sevinci; sev ve yaşa; damlalar; zaman geçerken; aynalar; yüzler ve yürekler; felekten bir gün; istanbul’un kuytu köşeleri; neşeye şarkı; nereye gitti istanbul?

http://www.ykykultur.com.tr/yazar/yazar.asp?id=412
ankakusu
uzayllilar hakkinda türlü iddialar atan sahislarin söylediklerine ’palavra bunlar’ diyerek kestirip atan sevecen insan.
freagl dreams
whisper kişisiyle bir kaç ay evvel izmir kitap fuarında görüşerek geleceğe dair umutlarımızı sorgulattığımız yüce kişi.

whisper in geleceğe dair umutlu olmalı mıyız? sorunusun üzerine yüce kişi "ben geçmişi yaşadığım için çok mutluyum geleceği gördüğüm içinse üzüntülüyüm" demiştir. ve kurtuluş var mı? sorumuz üzerine; bi açıklama yapayım: bu whisper kişisinin kocaman halka küpeleri vardır ve aydın boysan kurtuluşla ilgili şunu demiştir. "eğer ki bir serçe senin küpenden geçebilirse umudunuzu yitirmeyin, kurtuluş ancak bu kadar bir olasılık" ki cevap bizi hüzünlendirse de bu cumhuriyet adamıyla sohbet etmiş olmak keyifliydi. o an muhteşemdi hatta gün ve umut aşılamıştı bize.

(bkz: izmir)
(bkz: umut)
(bkz: nil desperandum)
laughter
sohbet adamı diye adlandırılan insan. çıktığı birkaç programda izlediğim kadarıyla gerçekten de öyle olduğunu düşündüğüm kişi. bunca yıllık birikimi ve esprili tavırlarıyla muhabbetine doyum olmaz herhalde.
akhillius
ne hoş zamanlardı diye bir şiir kitabı vardır kendisinin. örneklendirmek gerekirse;

ulan zaman
şu canlı cüceler
şu insan olacaklar
var ya!

seni bile
esnettiler, oynattılar
kısalttılar, uzattılar

yoksa!
senin de mi için çürüdü?
o soylu silisyum kaplı
yumurtalar gibi.

yoksa sen de mi?
toplumlara sarılan
demokrasi kılıfına
benzedin?

sen ki
o sonsuz-dipsiz evreni bile
oynatır da oynatırsın
milyon kere milyon güneşi de
milyar kere milyon gezegeni de..

gelelim o dünya piçine!
o nasipsiz, o budala
kenar mahalle gezegenine…

al da onu
güneşin cebine sok!
telsiz arkadasi
sesindeki hırıltının verdiği naiflik ve görmüş geçirmişlikle ne de güzel anlatır istanbul u yaptığı programla iz tv de. kendisi eski narlıkapı çıkmazı sakinlerindendir. semtinde bulunan tiyatroda kendisi daha çocukken oynanan hamlet oyununu izleyip sonra mahallenin çocuklarıyla kendi aralarında, çocuk gayretiyle ellerinden geldiğince, oynamaya çalıştıklarını anlatıp benim cumhuriyet döneminin ilk yıllarına ait kafamdaki portreye çok hoş bir kare daha eklememe sebep olmuştur, kendisine müteşekkirim biz yeni nesille geçmişe dair bilgilerini paylaştığından ötürü.
camadam
nedense bana yaşlı ama sevimli bir kaplumbağayı andırır..

not: kaplumbağanın neresi sevimli? diyebilirsiniz.. demeyin! hayvansever olun lan biraz..

aysemayse
acayip derecede, kendisini, rugratslerdeki tommy pickles’a benzettiğim kişidir. sanırım karakterleri de aynıdır, gözü hiç bir şeyden korkmayan, maceraperest, lider, cesur. kendisini görünce, dayanamıyorum tatlığından bağırıyorum.

http://kennethauthor.files.wordpress.com/2012/01/rugrats1.jpg

şöyle karşılıklı otursak da, o saatlerce anlatsa ben dinlesem dediğim kişidir ayrıca hala bu yaşında sağlam içendir. geçen fotoğrafçı mehmet turgut kendisiyle ilgili, yakın zamanda olmuş bir anısını anlattı geçen, bir programda. öğleden sonra aydın boysan’la karşılaşıyorlar, bakıyor aydın boysan biraz durgun gibi, biraz hasta gibi, nasıl olduğunu merak ediyor ve 1 saatte 4 cin içtiğini öğreniyor, "ya nasıl içtin o kadar cini 1 saatte" diye soruyor, aydın boysan şöyle cevap veriyor; "tonikleee!!"

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol